11 Şubat 2020 Salı

BİTKİLERİN YAPISI BÜYÜME VE HAREKET


BİTKİLERİN YAPISI BÜYÜME  VE HAREKET

Bitkiler bugün yaşayan yaklaşık 250.000 tür ile ifade edilir.
Bitkiler ile ilgili değinilecek konular:
Bitkisel dokular
Bitkisel organlar
Bitkide beslenme
Bitkide hormonlar
Bitkide hareket
Bitkide üreme





Çiçekli Bitkilerin Yapısı:
Bitkisel organlar iki sistemde organize olur.
Kök sistemi
Sürgün sistemi
BİTKİ YAPISI
BİTKİSEL SİSTEMLER
Kök Sistemi
Sürgün Sistemi
BİTKİSEL ORGANLAR
Vejetatif Organlar
Kök
Gövde
Yaprak
Generatif Organlar
Çiçek
Meyve
Tohum
BİTKİSEL DOKULAR
Meristem Doku
Temel Doku
İletim Doku
Örtü Doku

Kök Sistemi:
· Bitkiyi toprağa bağlar
· Su ve mineral alınmasını sağlar.
· Toprak üstü organlardan gelen fotosentez ürünlerini depolar.
· Kurak bölge bitkilerinde kök sistemi iyi gelişmiştir
Sürgün Sistemi:
· Gövde , yaprak, çiçek gibi toprak yüzeyindeki kısımlarından oluşur.
· Bitkinin fotosentez ve üreme işini yapan bölge.
Bitkinin kök ve sürgün sistemlerini oluşturan organlar iki grupta toplanır.
Vejatatif organlar:
· Kök, gövde ve yaprak gibi organlar
· Beslenme ve büyüme
Generatif organlar:
· Çiçek,tohum,meyve
· Üreme ile ilgili

2D3


BİTKİSEL DOKULAR:
Belirli görevi yapmak üzere bir araya gelmiş hücreler topluluğuna doku denir.
Bitkilerde bütün dokuların kaynağını bölünebilen farklılaşmamış ancak farklılaşabilme
özelliği olan meristem doku oluşturur.
Meristem bu özelliği ile diğer üç dokudan ayrılır.
Tek hücre olan zigot mitoz bölünmelerle bitkiyi oluşturur.
Bitkinin tüm hücrelerinin genetik yapısı aynıdır. Gelişme döneminde  belli hücrelerde belli genler aktifliğini korur. Bazı genler aktifliğini kaybeder. Gruplaşırlar. Oluşan gruplara doku denir. Bu olaya dokulaşma = farklılaşma = özelleşme denir.
Bitkide tüm dokuların kökeni meristem dokudur.(Meristem kökeni embriyodur)






1. MERİSTEM (BÖLÜNÜR = SÜRGEN) DOKU:
· Özelleşmemiş, embriyonik kökenli hücrelerden oluşan doku.
· Sürekli bölünebilir.
· Boyuna ve enine büyümeyi sağlar.
· Meristem hücrelerinin bölünmesiyle oluşan hücreler, büyüme noktalarından uzaklaştıkça
farklılaşarak diğer dokuları oluşturur.
· Meristem hücresi diğer doku hücrelerine göre boyut olarak küçüktür.
· İri çekirdek
· Bol sitoplazma
· Az ve küçük koful taşır.
· İnce çeperli
· Plastit taşımaz
· Klorofil geni bulundururlar, fakat gen aktif değil.
· Hücreler arası boşluk yok
· Hormon üretirler.
Meristem doku kökenine göre ikiye ayrılır:
a. Birincil (Primer) Meristem
b. İkincil (Sekonder) Meristem
a.Birincil (Primer) Meristem:
· Tüm bitkilerde bulunur.
· Embriyonik dönemden yaşlı döneme kadar bölünme yeteneğini devam ettiren ilk dokudur.
· Uç (Apikal) meristemin bölünmesiyle oluşan büyümedir.
· Kök, gövde ve dalların uçlarında bulunan uç (apikal)meristem bitkinin uzunlamasına büyümesini
sağlar.
· Kök, gövde uç meristem hücreleri ince çeperlidir, zarar görebilir.
Büyüme bölgelerini korumak için
Gövde uç meristemi koruyucu yapraklarla çevrili.(Tomurcuk denir)
Kök ucunda kaliptra(kök yüksüğü) bulunur.
· Kök ve gövde ucundaki uç meristemler, bölündüğünde üç embriyonik tabaka oluşturur.
Bu tabakaların farklılaşması ile
Temel doku,
Örtü doku (epidermis),
İletim doku


Bilgi:
Meristem dokular fotosentez yapmaz plastit bulundurmazlar.
Bilgi:
Kök ve gövde sınırsız büyüme,
Yaprak, çiçek, meyve, tohum sınırlı büyüme

b. İkincil (Sekonder) Meristem:
· Bölünme yeteneğini durdurmuş bazı temel doku hücrelerinin çeşitli iç ve dış faktörlerin etkisi ile
yeniden bölünme özelliği kazanması ile oluşur.(Genellikle odunsu bitkilerde)
· Kapalı tohumluların çift çeneklilerinde ve açık tohumlu bitkilerde bulunur.
· Enine büyümeyi sağlayan sekonder meristeme lateral (yanal) meristem denir.
· Dışa doğru yaptığı kalınlaşmalarla enine büyüme sağlar.
· Hücreleri kök ve gövdede halka şeklinde bulunur.
· Koruyucu epidermis doku büyürken yırtılır.
· Kök ve gövdede iki çeşit lateral meristem bulunur.
Vasküler (demet) kambiyum
Mantar kambiyum
· Vasküler kambiyum iletim demetlerinin aralarında bulunur. İletim dokuya yeni hücreler ekler. Bitkinin
iç kısmından kalınlaşmayı sağlar.
Yırtılan epidermis bölgesi, mantar kambiyumu tarafından oluşturulan mantar doku ile doldurulur.
Odunsu bitkilerde sekonder büyüme ile yaşlı kısımlar kalınlaşır ve sertleşir.
· Sekonder meristem tarafından yaralanan kısımlar onarılır.

Bilgi:
Primer büyüme ve sekonder büyüme arasındaki farklar:
Primer büyüme; tüm bitkilerde görülür. Boyca uzamayı sağlar.
Sekonder büyüme; kapalı tohumlu çift çenekli bitkilerin bazıları ve açık tohumlu bitkilerde var.
Tek çeneklilerde görülmez. Enine kalınlaşma sağlar.



Bilgi:
Primer ksilem ve primer floemler ilk dönemde oluşanlardır.
Sekonder ksilem ve sekonder floem sonradan oluşanlardır
Sonbaharda oluşan küçük ve koyu renklidir.
İlkbaharda oluşan büyük ve açık renklidir.
Açık ve koyu halkaların toplamının ikiye bölümü ağacın yaşını verir.



2. TEMEL DOKU:
· Sürgün sistemi ve kök sisteminin dış kısmını örten koruyucu doku ile içeride kalan iletim doku
arasındaki kısımları doldurur.
· Bitki vücudunun büyük bir kısmını kaplayan doku.
· Fotosentez yapma, desteklik sağlama, madde depolama gibi işler yapar.
· Hücrelerinin çeper yapısına göre üçe ayrılır.
1.Parankima
2.Kollenkima
3.Sklerankima

1.Parankima:
· Para: Etrafı, Enchyma: Dökülmüş sözcüklerinden oluşmuş diğer dokuların etrafına dökülmüş dolgu
dokusu anlamındadır.
· Kök, gövde , yaprak gibi hemen hemen her organda bulunur.
· Hayvanlarda bağ doku gibidir.
· İnce çeperli, büyük merkezi kofula sahip hücrelerden oluşur.
· Plastit tşırlar. Lökoplastlar kökte nişasta, meyvede protein depolar.
· Bölünme yetenekleri baskılanmıştır. Hormonların ve dış faktörlerin etkisi ile bölünebilir, ek (adventif)
kök ve gövdeleri oluşturabilir.
· Kofullarında fazla miktarda öz su bulundurarak suyun öz basıncı ile bitkilerin dik durmasını sağlar.
· Bazı bitkilerde koful öz suyunda antoksiyanin maddesi renk oluşumuna neden olur.
· Hücreleri arasında boşluklar bulunur.




Bitkideki işlevine göre temel doku dörde ayrılır:
Özümleme (asimilasyon) Parankiması
Havalandırma Parankiması
İletim Parankiması

Depo Parankiması



Özümleme Parankiması:
· Bitkinin yaprak ve genç gövdelerinde bulunur.
· Hücrelerindeki kloroplastlar ile fotosentez yaparak organik besin sentezler.
· Yaprakların güneşi daha iyi gören üst yüzeyindeki hücreler, daha çok kloroplast taşır.
Palizat parankiması:Sık yerleşmiş silindirik yapıdaki hücrelerin arasında boşluk azdır.

Sünger parankiması:Yaprağın alt yüzeyine bakan bölgesinde kloroplast sayısı daha az, düzensiz şekilli hücreler, aralarında geniş boşluklar bulunan hücrelerden oluşur.



Havalandırma Parankiması:
· Hücreleri arasında geniş boşluklar bulundurur.
· Bitkinin dış ortamla gaz alışverişine kolaylık sağlar.
· Sünger parankiması bir havalandırma parankimasıdır.
· Karasal bitkilerde hücreleri arası boşluklar daha az, su ve bataklık bitkilerinde daha geniştir.

İletim Parankiması:
· Bitkinin iletim sisteminin çevresinde bulunur.
· Çoğunluk kloroplast bulundurmayan ince çeperli hücrelerden oluşur.
· Özümleme parankimasında sentezlenen besinleri diğer dokulara iletir.
· Topraktan alınan su ve mineralleri fotosentetik hücrelere iletir.
Depo Parankiması:
· Kök , gövde, meyve, tohum gibi organlarda bulunur.
· Çoğunluk kloroplast bulundurmayan ince çeperli hücrelerden oluşur.
· Kofulları büyük
·  Lökoplast miktarı fazla
· Fotosentez ürünlerini depolarlar.

Sukkulent bitkilerde (Kaktüs bitkisi gibi (Etli gövde) ) depo parankiması hücreleri su depolar





2.Kollenkima (Pek Doku):
· Kolenkima Colla: Zamk, Enchyma:Dökülmüş kelimelerinden köken almıştır.
· Bitkide büyümekte olan gövde, yaprak sapı, çiçek sapı gibi kısımlarda bulunur.
· Büyümeye engel olmadan organlara destek olur, esnemesini sağlar.
· Canlı hücrelerden oluşur.
· Hücrelerin çeperi  pektin ve selüloz gibi polisakkaritlerin birikmesiyle kalınlaşmıştır.
· Hücrelerinde kloroplast olması parankima ile benzerliğini gösterir.
· Parankimadan farkı eşit olmayan kalınlaşmış çepere sahip hücreleri olması.
· Kalınlaşmanın olduğu yere göreikiye ayrılır.
Köşe Kollenkiması
Levha Kollenkiması

Köşe Kollenkiması:
· Hücre çeperinin köşelerinde bulunur.
· Selüloz ve pektinin oluşturduğu kalınlaşmalar.
Örnek:Kuzu kulağının yaprak sapında


Levha Kollenkiması:
· Kalınlaşmalar hücre çeperinin bir ya da iki yüzeyinde görülür.
Örnek:Bayır turpunun yaprak sapı




2.Sklerenkima (Sert Doku):
· Skleros= Sert, Encyma= Dökülmüş sözcüklerinden oluşur.
· Hücrelerin sertliğini sağlar.
· Hücreleri ilk oluştuğunda canlı, çeperlerinde lignin(odun özü) ve selüloz birikiminden sonra
programlanmış olarak ölürler.
· Ölü olan hücreler tek tek demetler halinde ya da fındık kabuğunda olduğu gibi yoğun halde
bulunurlar.
·  Esneme, eğilme ve mekanik basınca karşı dirençlidir.
· Büyümesini tamamlamış olgun organlarda bulunur.
İki çeşidi vardır.
Sklerenkima lifleri (Uzamış hücrelerden oluşur)
Taş hücreleri ( Kısa boylu, küt hücrelerden oluşur)

Sklerenkima Lifleri:
· İplik şeklinde hücrelerden oluşmuştur.
· Çoğunluk demetler halindedir.
· Bitkilerin gövdelerinde, iletim doku hücrelerinin aralarında ve bazı meyvelerin kabuğunda bulunur.
Keten bitkisinin gövdesinde 20-40 mm uzunluğundaki sklerenkima liflerinden kumaş yapılır.
Kendir bitkisinden elde edilen 10 mm uzunluktaki lifler halat yapımında kullanılır.

Taş Hücreleri (Sklereitler):
· Hücreleri çokgen ya da silindirik şekilli hücrelerdir.
Fındık gibi bazı tohumların kabuğunda yoğun olarak paketlenmiş hücreler şeklinde bulunur.
Ayvada bulunan taş hücreleri meyveye direnç sağlar.

3. İLETİM DOKU:
· Gelişmiş bitkilerde kökten başlayıp gövde, dal, çiçek ve meyve gibi erişilmesi zor bölgelere kadar su,
mineral ve besiniletimini sağlayan bir sistem oluşturur.
İki tip iletim doku vardır.
Ksilem(Odun Boruları)
Floem(Soymuk Boruları)

Bilgi:Kara yosunu gibi tohumsuz olan bitkiler, boyut olarak küçük ve metabolik ihtiyaçları sınırlıdır.Bu nedenle iletim demeti bulundurmazlar.

Ksilem(Odun Boruları)
· Köklerle alınan su ve mineralleri gövde, yaprak gibi tüm organlara taşır.
· Hücreleri trakeler ve trakeitler
Su iletirler ve destek sağlarlar.
Trakeler:
Emriyonik dönemde üst üste dizili olan meristematik hücrelerin ara çeperleri erir,
Yan çeperlerine lignin birikerek kalınlaşır,
Geniş içi boş ölü borucuklardır.
Trakeitler:
Sivri uçlu, çapları dar, boyları uzun kapalı tek hücrelerdir
Madde iletimi geçitlerle sağlanır.
Temelde su iletiminde görevlidir.
Destek sistemine yardımcı olur.
Ölü hücrelerden oluşur.
Açık tohumlularda ve tohumsuz bitkilerde yalnız trakeitler bulunur.
· Ksilem dokusunda trakeal hücrelerin dışında ksilem parankiması ve ksilem sklerenkiması
hücreleri bulunur.
Ksilem parankiması:
Nişasta, yağ gibi besinleri depolar.
Kısa mesafelerde madde iletimi sağlar.
Ksilem sklerenkiması:
Trakeitlere benzer.
Bitkiye destek sağlar.





Floem (Soymuk Boruları):
· Ksilem ile birlikte bitkilerin iletim sistemini oluşturur.
· Organik besinleri ve bazı iyonları taşır.
· Canlı, ince çeperli hücrelerden meydana gelir.
· Temel hücreleri
Kalburlu borular
Arkadaş hücreleri
Floem parankiması
Floem sklerenkiması

· Floem hücrelerinin çeperleri ksilem gibi dayanıklı olmadığından fosil olarak korunamaz çabuk
bozulur.
· Kalburlu borular, enine çeperlerinde delikler bulunur
· .Üst üste sıralanmaları ile oluşan uzun borular.
· Deliklerin bulunduğu yüzeye kalburlu plak denir.
· Bu bölgenin çeperleri incedir.
· Sakkaroz, amino asit gibi çözünmüş maddeler hücre öz suyu ile birlikte hareket ederek bir hücreden
diğerine aktarılabilir.
· Kalburlu boru hücreleri işlevsel olgunluğa erişirken çekirdek ve bazı organellerini kaybeder.
· Kış aylarında iletim durduğunda kallus adı verilen bir madde kalburlu plaklar kapatılır.
· İlkbaharda fotosentez başladığında kallus parçalanır ve iletim yeniden başlar.
· Floem oluşurken meristematik hücreler boyuna bölündüğünde oluşan yeni hücrelerden bir tanesi
kalburlu boru hücresini diğeri arkadaş hücresini oluşturur.
· Arkadaş hücreleri, kalburlu boruların yanında yer alır.
· Enleri kalburlu borulardan daha dar, küçük kofullu, çekirdekli hücrelerden oluşur.
· Kalburlu borularla arkadaş hücreleri arasında plazmodezma adı verilen geçit bölgeleri bulunur.
· Bu geçitlerden iki hücre arasında madde geçişi sağlanır.
· Arkadaş hücreleri madde iletiminde doğrudan görev almaz. Kalburlu borular için yaşam desteği
sağlar.
· Floem diğer hücresel yapıları
Floem parankiması; nişasta, yağ ve tanen gibi maddeleri depolar.
Floem sklerenkiması; bitkiye destek sağlayan ölü hücrelerden oluşur. Bu hücreler sekonder büyüme gösteren bitkilerde kambiyumun korunmasını sağlar.






4. ÖRTÜ DOKU:
· Bitki organlarını sarar,
· İç kısımdaki dokuları su kaybından, fiziksel ve kimyasal etkilerden korur,
· Bitkinin çevre ile arasındaki madde alışverişini sağlar.
· İki tür örtü doku vardır
Epidermis
Peridermis (Mantarlaşmış Koruyucu Doku)

Epidermis:
· Hücreler arası boşluk yok.
· Otsu bitkilerin tüm yüzeyi.
· Odunsu çok yıllık bitkilerin yaprak, genç gövde ve genç kök örter.
· Genellikle tek sıra hücrelerden oluşur.(Bazı kurak ortam bitkilerinde çift sıradır.)
· Kloroplast yok.
· Hücrelerinin kofulları küçük, sitoplazma miktarı az.
· Toprak üzerinde kalan kısmını örten epidermis hücreleri kütin denilen mumsu bir madde salgılar.
Bu madde epidermisin dış yüzeye bakan çeperini kalınlaştırıp kütikula tabakasını oluşturur.
Saydam yapıdaki kütikula su kaybını önler. Ayrıca bitkiye mekanik destek sağlayıp mikroplardan
korur.
Kütikula tabakası kurak bölge bitkilerinde kalın, nemli ortam bitkilerinde ise incedir.

· Bitkilerin kök epidermisinde kütikula tabakası bulunmaz.




· Epidermis hücreleri özelleşerek bazı yapılar oluşturur.
Tüy
Stoma
Hidatot
Emergens (Diken)

Tüyler:
· Epidermis kaynaklı tek yada çok hücreden oluşmuş, dışarıya doğru gelişen uzantılardır.
· Sürgün sisteminde yer alan tüylerin yüzeyleri kütikula ile örtülüdür.
· Şekil olarak farklılık gösterirler.
· Bazıları canlılığını yitirebilir.
· Tüylerin işlevleri;
Örtü ,salgı. savunma, tırmanma, emme
Emici Tüyler:
Kökte su ve mineral alımını sağlar.
Böcek yiyen bitkilerde sindirilmiş böceğin azotlu bileşiklerini emen tüyler.
Savunma Tüyleri:
Bitkilerin hayvanlardan korunmasında etkilidir.(Isırgan otu)
Salgı Tüyleri:
Çeşitli amaçlar için salgı üretir.
Su, şekerli, kalkerli, tuzlu su, eterik (uçucu- kokulu) yağ, enzim ve benzeri salgı maddelerini bitki dışına salan tüylerdir
Ilgın bitkisinde tuz salgılar.
Nane bitkisinde aromatik bazı yağları salgılar.
Örtü Tüyleri:
Yaprak yüzeyinde bulunur. Aşırı su kaybına karşı bitkiyi korur.
Pamuk ve Afrika menekşesinin yapraklarında.
Tırmanma Tüyleri:
Sarılıcı bitkilerin bir desteğe tırmanmasını sağlar.

Sarmaşık bitkilerinde bulunur.






Stoma(gözenek=kilit=bekçi)
· Epidermis hücrelerinin özelleşmesiyle oluşur.
· Canlı
· Birbirine dönük iki fasulyeye benzeyen bekçi (kilit) hücrelerinden oluşur.
· İçe bakan çeperler kalın, dışa bakan çeperleri incedir.
· Açılıp - kapanabilir.
· Gaz alışverişi (O2 alır , CO2 verir.CO2 alır , O2 verir)
· Terleme yapar.(Transpirasyon) suyu buhar olarak atmak.
(Bitkide mineral ve su kaybı engellenmiş olur)
· Fotosentez yapar, yapısında kloroplast var.




Kurak ortam bitkilerinde yaprağın alt yüzeyinde çok sayıda,
Nemli ortam bitkilerinde yaprağın üst kısmında çok bulunur.
Tamamen su içinde bulunan bitkilerde bulunmaz.
Karasal bitkilerin toprak altı organlarında bulunmaz






· Stomaların açılır-kapanır özelliği gaz alışverişinde çok önemlidir.
· Stomalar genelde gündüzleri açıktır ve fotosentez, terleme gibi yaşamsal işlevlerin gerçekleşmesini
sağlar.
· Stomaların açılıp-kapanmasında turgor basıncı (suyun hücre çeperine yaptığı basınç) etkilidir.
· Stomaların açılması için su girişine, kapanması için de su çıkışına ihtiyacı vardır.
Stomanın Açılması
· Stomanın açılması için hücre içine su alması gerekir.
· Bunun içinde hücre yoğunluğunu arttıran aktivitelere başlar.

Stomaya su girişini sağlayan bu aktiviteleri şöyle sıralayabiliriz:
Stoma hücresinin fotosentez yapması (fotosentez sırasında potasyum ve glikoz derişimi artar),
Komşu epidermis hücrelerinden stomalara potasyum (K+) geçmesi,

Yukarıda saydığımız maddeler gerçekleştiği zaman stoma hücrelerinin yoğunluğu arttığı için komşu hücrelerden stomalara su geçişi başlar.
Bunun sonucunda ince olan dış çeper şişer ve sonuçta stoma açılmış olur.
Bu açıklıktan gaz ve su buharı geçişi olur.

Bir başka açılma nedeni ise CO2 yoğunluğu ile alakalıdır.
CO2 asidik özellik gösterir.
Azalması ile ph yükselir.
Bu durum nişastayı glikoza çeviren enzimlerin aktif hale geçmesine neden olur.
Sonuçta yukarıda anlattığımız durumlar tekrarlanır.

Stomanın Kapanması
· Karanlıkta fotosentez gerçekleşmez. Solunum sonucu CO2 artışı (Asitlik) pH 4 e düşer
· Glikozu nişastaya dönüştüren enzim aktifleşir.
· Osmatik basınç azalır.
· Stomanın kapanması ise açılmasını sağlayan olayların tam tersidir.
· Stoma yaptığı aktivitelerle hücre yoğunluğunu azaltır.
· Stomanın yoğunluğu azalınca stoma komşu hücrelere su vermeye başlar.
· Bunun sonucunda ince olan dış çeper iner ve sonuçta stoma kapanmış olur.
Hücrenin yoğunluğunu azaltan bu olayları şöyle özetleyebiliriz:
Stoma hücresi, hücre dışına potasyum pompalar.
Nişasta sentezlenir.

Not: Bitkisel hormonlardan absisikasit (ABA) kurak zamanlarda stomaların kapanmasını sağlar.

Çevresel faktörlerde stomanın açılıp-kapanmasını etkileyebilir.
Topraktaki su miktarı,
Havanın rüzgarlı olması
Havadaki nem miktarı stomanın açılıp-kapanmasında etkilidir.
Örneğin, belli bir seviyeye kadar sıcaklık ve rüzgarın artışı stomanın açılmasına, terlemenin artmasına sebep olur. Ancak; sıcaklık ve rüzgarın aşırı artışı stomanın kapanmasına neden olur.




Stomaların açılıp- kapanma mekanizması:
Fotosentez:
CO2 + H2O à Glikoz + O2

Glikoz ^à  O.B ^à  E.K ^à     Komşu hücrelerden su alır. TB ^  =   Açık
Artarlar
Solunum:
Glikoz + O2 à   CO2 + H2O

Glikoz Và  O.B  V à  E.K  V à     su almaz , T.B V   =  Kapalı
Azalırlar

H+ ^ . Asitlik ^ , pH V  ve glikozun nişastaya dönüşümünü yapan enzim çalışır = Kapalı

H+ V , Asitlik V , pH ^  ve nişastayı glikoza dönüştüren enzim çalışır = Açık

K+ ^ , O.B ^ , E.K ^  , komşu hücrelerden su alır, T.B ^ = Açık

Hidatot (Su Savağı):
· Yaprak uçlarında ve yaprak kenarlarında bulunan ksilem(odun) boruları ile bağlantılı yapılar.
· Nemli ortamda yaşayan bitkilerde bulunur.
· Sürekli açıktır.
· Su damlama (guttasyon) yoluyla sıvı olarak atılır.
· Damlama sırasında bir miktar madensel tuz da atılır.
· Damlama terlemenin yeterli olmadığı durumlarda gerçekleşir.
· Bitkiler vücutlarındaki su dengesini korumuş olur.


Emergens (Diken)
· Yalnız epidermal hücrelerinin değil, alt kısımda bulunan diğer hücrelerin de farklılaşmasıyla oluşur.
· Emergensler salgı, tutunma ve savunma gibi işlevler yapar.
· Bazı meyvelerde bulunan çengel biçimindeki emergensler hayvanların tüylerine takılarak tohumların
yayılmasını sağlar.
· Böcekçil bitkilerin bazılarında yapraklarında salgı yapan emergensler bulunur.

· Kaktüsteki diken değildir, indirgenmiş yapraklardır.



Peridermis (Mantarlaşmış Koruyucu Doku):
· Çok yıllık bitkilerin kök ve gövde kısımları genç dönemde epidermis ile örtülüdür.
· Vasküler kambiyumun bitkiyi enine büyütmesi ile birlikte epidermis parçalanır.
· Epidermis yerini mantar kambiyumu tarafından üretilen yeni bir koruyucu doku alır.
· Mantar kambiyumun bölünmesi ile oluşan hücrelerin bir kısmı içe, bir kısmı dışa doğru itilir.
· Dış kısma itilen hücreler çeperlerinde biriken süberin (mantar özü) nedeniyle içi hava dolu ölü
hücrelere dönüşür.
· Süberin mumsu yapıda su geçirmeyen özelliktedir.
· Oluşan mantar hücreleri bitkiyi mekanik ve  mikrobik etkilerden korur, su kaybını engeller.
· Mantar kambiyumun içeriye doğru oluşturduğu hücreler parankima hücrelerine dönüşür.
· Parankima hücreleri mantar kambiyumu ve mantar hücreleri birlikte periderm (mantarlaşmış
koruyucu doku) olarak adlandırılır.
· Periderm dokusu kabuk kısmından ayırt edilmelidir. Kabuk vasküler kambiyum dışındaki tüm
dokuları içerir.


· Epidermiste bulunan stomalara karşılık matar tabakasında içteki canlı hücrelerin dış ortamla
bağlantısını sağlayan lentisel adı verilen açıklıklar bulunur.
· Lentiseller gövdenin dışında çıplak gözle görülebilen açıklıklar.
· Bu açıklıklar gövdenin içlerine kadar uzanır.
· İç kısımdaki hücrelerin gaz alışverişini sağlar. Bu sırada bir kısım su buharlaşır.
· Genellikle gövde ve dallar gibi bitkinin toprak üstü organlarında bulunur.

· Bunların dışında kökte ve bazı bitkilerin  meyvelerinde bulunabilirler.







STOMA VE LENTİSEL KARŞILAŞTIRMASI
Stoma
Lentisel
· Hücreleri canlıdır.
· Epidermisten köken alır.
· Kloroplasta sahiptir – fotosentez yapar.
· Tüm kara bitkilerinde vardır.
· Bitkilerin yeşil kısımlarında bulunur
· Açılıp kapanabilir.
· Kara bitkilerinde genellikle yaprağın alt
epidermisinde sulak bölge bitkilerinde yüzeyde bulunan yaprakların üst epidermisinde bulunur
· Hücreleri ölüdür.
· Peridermisten köken alır.
· Kloroplastları yoktur – fotosentez yapamazlar.
· Mevsimlere göre ya sürekli açıktır ya da sürekli
kapalı.
· Çok yıllık odunsu kara bitkilerinin gövdelerinde
bulunur.



VEJETATİF ORGANLAR
1.KÖK
· Topraktaki inorganik tuzları ve suyu absorbe eder.
· Bitkiyi toprağa bağlar.
· Besin depolamak ve salgı yapmak gibi farklı görevleri de yapar.
· Tohumun çimlenmesi sırasında ilk oluşan köke birincil kök (primer kök) denir.
· Bu kök gelişip kalınlaşır ve yan kökler denilen ikincil kökleri meydana getirir.
· Ayrıca bitkinin çeşitli organları üzerinde adventif kök denilen ek köklerde bulunur.
· Ek kökler gövde ve yaprak gibi organlardan çıkabilir.
· Tohumlu bitkiler kazık kök ve saçak kök olmak üzere iki farklı kök yapısı içerir.
· Açık tohumlular ile kapalı tohumlu dikotil (çift çenekli) bitkilerde kazık kök görülür. Bu tip köklerde
gelişmiş oldukça kalın bir ana kök ve bu kökten çıkan çok sayıda dallanmış ince yapılı yan kökler bulunur.
· Monokotil (tek çenekli) bitkilerde ana kök gelişmez. Çok sayıda ince yapılı uzun kökler bulunur. Bu

tip köklere saçak kök denir.




Bilgi:
Su bitkileri karasal bitkilerde kıyaslanamaz ölçüde körelmiş köklere sahiptir. Örnek; su mercimeği gibi su üstünde serbest yüzen bitkiler bir toprağa tutunma ihtiyacı duymaz.








Kök Yapısı ve Büyümesi:
Kökün Birincil Büyümesi:
Kökün ucunda bulunan apikal (uç) meristem kökün boyca uzamasını sağlar.
Meristemin bölünmesi sonucu oluşan hücreler farklılaşır, bitkinin primer (birincil) dokularını meydana getirir.
Bölünme ve farklılaşmanın gerçekleştiği üç bölgeye ayırt edilir.
Bölünme bölgesi
Uzama bölgesi
Olgunlaşma bölgesi
· Bölünme bölgesi kökün en ucunda kaliptra (kök yüksüğü) tarafından korunur.
Kaliptra müsilaj denilen kayganımsı madde üreten parankima hücrelerinden oluşur.
Müsilaj kök ucunun yüzeyini kayganlaştırıp toprak içinde uzamasını kolaylaştırır.

Bölünür Hücreler Bölgesi:
Kaliptranın altında kalır
Uç meristemin bölünmesiyle yukarıya doğru farklılaşan, meristematik özelliği koruyan üç
tabaka  oluşturur.
Bu tabakalar daha sonra bitkinin dokularını oluşturacak ön hücre gruplarıdır.

Uzama Bölgesi:
Bölünür bölgeden itilen küçük hücreler burada hacimlerini ve uzunluklarını arttırırlar.
Uzayan bu bölge kökün aşağı doğru büyümesini sağlar.
Üst taraftaki hücreler farklılaşmaya devam eder.

Olgunlaşma Bölgesi:
Embriyonik özelliğini yitirip yapısal ve işlevsel olgunluğa ulaşan hücrelerin oluştuğu bölgedir.
Farklılaşan kök hücrelerinin epidermis, temel doku ve iletim dokusuna dönüşmüş olan kısmıdır.

Bu olaylarla kökün birincil büyümesi sağlanır.



Kök Kısımları:
Epidermis:
Genç kökü en dıştan saran doku
Epidermis hücrelerinden emici tüyler farklılaşır.
Korteks:
Merkesi silindir ile epidermis arasını dolduran temel dokunun bulunduğu kısım.
Merkezi Silindir:
Korteks ile merkezi silindiri ayıran endodermisin altında kalan kısım.
Bu bölgede bitkinin iletim dokusu ve perisikl tabakası bulunur.
Perisikl, yan köklerin oluşumunu sağlayan meristematik özellik gösteren hücrelerden oluşur.

Kökün İkincil Büyümesi:
· Çok yıllık bitkilerde kökün ikincil büyümesini kambiyum sağlar.
· Bu doku birincil büyümesinin tamamlanmış olan merkezi silindir içinde ksilem ile floem arasında
oluşur.
· Gelişen vasküler kambiyum bölünerek var olan floem ve ksilem yeni hücreler ekler.
· Dışa doğru sekonder floem içe doğru sekonder ksilem oluşturur.
· Bu şekilde enine büyüyen kökte epidermis tabakası ve korteks bölgesi yırtılır.
· Perisikl tarafından oluşturulan mantar kambiyumu bölünerek ikincil koruyucu doku olan peridermi
oluşturup deforme olan bölgeyi kapatır.
· Yaşlanmış olan kök bölgelerinde su ve mineral emilimi görülmez.

Bilgi:
Bazı bitkilerde kazık kök depo organı(Havuç)
Bazı bitkilerde kök destek görevi (Mısır)
Bazı bitkilerde diken şeklini alıp, kemirgenlerden korur. (Palmiye)
Köklerin temel görevi bitkiyi toprağa bağlayıp su ve mineral emilimini sağlamaktır. Kökün bunun dışında farklılaşmasına kök metamorfozu denir.

2.GÖVDE:
· Yaprak ve üreme organlarını taşır.
· Toprak üstünde yükselir.
· Yaprak ve çiçek gibi kısımların oluşmasını sağlar.
· Kök ile bu organlar arasında besin, su ve mineral taşır.
· Bitkinin konumunu ve duruşunu ayarlar.
· Vejetatif üreme, besin depolama ve su depolama gibi görevleri de vardır.

Gövdelerin Yapısı ve Büyümesi:
Gövdenin Birincil Büyümesi
· Gövde ucunda büyümeyi sağlayan tepe tomurcuğu denilen uç meristem vardır.
· Hücreleri bölünerek kökteki gibi farklılaşıp diğer dokuları oluşturur.
· Apikal meristem bitkinin boyca uzamasını sağlar. Oluşturduğu nodyum(düğüm) denilen bölgelerden
yaprak çıkar.
· İki nodyum arasında kalan kısımına  internodyum(düğümler arası bölge)denir.
· Nodyumların üzerinde meristematik özellikteki yanal tomurcuklar bulunur. Bu kısımdaki hücrelerin
bölünmesi ile dallar oluşur.
· Dal üzerinde gelişen nodyumlardan yeni yapraklar gelişir.
· Bu şekilde gövdenin primer büyümesi gerçekleşir.

· Primer büyüme ile oluşan gövdeler, tek çenekli ve çift çenekli bitkilerde farklılık gösterir.




Bilgi:
Otsu bitkilerde iletim dokuları demetler halindedir. İletim demetleri arasında enine büyümeyi sağlayan vesküler kambiyum varsa bu tür iletim demetleri büyümeye açıktır ve açık iletim demetleri denir.
Floem ve ksilem arasında vasküler kambiyum bulunmayan iletim demetlerine kapalı iletim demeti denir.
Gövdenin İkincil Büyümesi
· Açık tohumlu bitkiler ile kapalı tohumlu çift çenekli bitkilerin büyük bir kısmı odunsu gövdeye sahiptir.
· Odunlaşma ilk yıldan itibaren vasküler kambiyum etkisi ile gerçekleşir.
· Genç bitkinin gövdesinde düzenli olarak dizilmiş olan iletim demetlerinin ortasında vasküler
kambiyum oluşur.
· Kambiyumun içe bakan tarafında ksilem demetleri, dışa bakan tarafında floem demetleri bulunur.
· Bu dokular birincil büyümeyle oluştukları için primer floem ve primer ksilem denir.





· Vasküler kambiyum mitoz geçirdikçe bu dokulara sekonder floem ve sekonder ksilem eklenir.
Eklemeler kambiyumun bulunduğu her bölgede gerçekleştiği için sekoder floem ve sekonder ksilem
bir halka şeklinde gelişir.
İletim demeti iletim halkası haline gelir.
Vasküler kambiyumun bu faaliyeti ile bitki gövdesinin enine kalınlaşması sekonder büyüme olarak
adlandırılır.
Enine kalınlaşma sonucu içten gelen baskı ile dıştaki epidermis dökülür.
Bu dokunun yerine mantar kambiyumu tarafından oluşturulan periderm dokusu alır.

· Kışın yaprağını döken bitkilerde büyüme ilk baharda başlar ve sonbaharda durur.
Bu periyoda büyüme mevsimi denir.
Büyüme mevsiminde yeni eklenen ksilemlerle birlikte, kambiyumun içinde kalan kısmına odun denir. Kambiyum dışında kalan kısma kabuk denir.
Bu bölge içten dışa doğru sekonder floem, primer floem, korteks ve peridermden oluşur.






· Büyüme mevsiminde ilkbahar ve sonbahar döneminde oluşan odun boruları aynı görünüşte değildir.
İlkbaharda üretilen odun borularının hücreleri büyük ve daha ince çeperlere sahiptir.
Bulunduğu tabaka daha açık renkli halka oluşturur.

Sonbaharda oluşan odun boruları kalın çeperli küçük hücreleden oluşur.
İlkbahar odununa göre daha yoğundur.
Koyu renkli bir halka meydana getirir.
İlkbaharda oluşan açık halka ile sonbaharda oluşan koyu halka ağacın bir yaşını gösterir.






3.YAPRAK:
· Gövdenin yanal organlarındandır.
· Apikal meristemden gelişen nodyumlardan oluşur.
· Gövde ile beraber bitkinin sürgün sistemini meydana getirir.
· Kök ve gövdeye göre ömrü kısadır.
· Görevleri;
Fotosentez, terleme, gaz alışverişi, vejetatif üreme, böcek kapma gibi.
· Yaprağın şekli ve yapısı türe özgüdür.
Her bitki yaşadığı çevreye en iyi uyumu gösterecek şekilde ve dizilişte yaprak yapısına sahiptir.
· Genel olarak kısımları
Yaprak ayası, yaprak sapı, yaprak tabanı
Yaprak ayası:
Yassılaşmış geniş ve ince kısmı
Fotosentez ile terleme büyük oranda burada olur.
Aya genişliği ve şekli türe göre değişir.
Yaprak sapı:
Yaprak tabanı ile ayası arasında iletim sağlar.
Yaprak ayasını fotosentez için uygun konumda tutar.
Tek çeneklilerin çoğunda ve bazı çift çeneklilerde yaprak sapı bulunmaz.
Yaprak tabanı:
Yaprağı gövdeye bağlar.
Çoğunluk şişkin görünür.
Tek çeneklilerde yaprak tabanı genişleyip yassılaşır gövdeye sarıp yaprak kını oluşturur.

Bu bitkilerde yaprak sapı görülmez, yaprak kınından doğrudan yaprak ayası çıkar.




Yaprak Tipleri:
· Bitkinin sınıflandırmasında kullanılan özellikler:
Yaprak ayasındaki parça sayısı
Yaprağın gövde üzerindeki dizilişi
Yapraktaki damarlanma biçimi ve kenarlarının özellikleri

Yaprak ayasındaki parça sayısı:
Yaprağı oluşturan her bir parçaya yaprakçık denir.
Parçalara ayrılmayıp tek bir yaprak ayasına sahipse basit yaprak
Birden fazla yaprakçık oluşturuyorsa bileşik yaprak.

Yaprak tabanının üzerindeki yanala tomurcuğa bakarak ayırt edilir.





Yapraktaki damarlanma yapısına göre:
Gövdeden gelen iletim demetlerinin yaprak ayasına farklı şekillerde dağılması yapraktaki
ağsı,
çatalsı
parelel
damarlanma biçimini ortaya çıkarır

Tek çenekli bitkiler genellikle paralel damarlanma
Çift çenekli bitkiler ağsı damarlanma
Ginko biloba gibi bazı bitkilerde çatalsı damarlanma görülür.









Yaprak Kesiti:
Çift çenekli bir bitkide yaprak enine kesiti üç kısıma ayırt edilir.
Epidermis,
Mezofil,
İletim sistemi

Epidermis:
· Yaprağın üst ve alt kısmını örter
· Koruyucu doku.
· Hücreler birbirine sıkışık.
· Hücrelerin arasında stoma hücreleri bulunur.
Sulak bölge bitkilerinde stomalar üst epidermiste yoğun ve epidermis tabakasının üzerinde.
Normal değerde su bulunan ortamlarda stomalar alt ve üst epidermisle aynı seviyede.
Kurak bölge bitkilerinde alt epidermiste ve epidermis tabakasının içine gömülüdür.

Mezofil
· Alt ve üst epidermis tabakası arasında bulunur.
· Palizat ve sünger parankiması hücrelerinden oluşur.
· Kloroplast taşırlar.
Palizat parankiması
Uzun silindirik hücrelerden oluşur
Üst epidermis altındadır.
Sünger parankiması
Düzensiz şekilli hücrelerden oluşur.
Hücreler arası boşluk bulunur.
Alt epidermisin üstünde yer alır.
Kloroplast sayısı palizat parankimasına göre azdır.

İletim Sistemi
· Yaprak içindeki iletim buruları gövdenin iletim sistemi ile ilişkilidir.
· Ksilem yaprağın üst yüzeyine bakan tarafında
Floem yaprağın alt epidermisine bakan tarafta bulunur.
· Tek çenekli bitkilerin yaprakalrında paralel damarlanma görülür.
Çift çeneklilerde ağsı damarlanma






Bilgi:
Bazı bitkilerde metabolik artıklar kalsiyum okzalat kristalleri ya da kalsiyum karbonat tuzları haline getirilip yaprak hücrelerinde depolanır. Yaprak döküldüğünde artık maddeler bitkiden uzaklaştırılmış olur. Bitkide boşaltım yollarından biridir.

BİTKİLERDE BÜYÜME:
· Boyca büyüme uç meristem tarafından sürekli gerçekleşir.
· Kök ve gövde sürekli büyürken yaprak ve çiçek gibi organlar sınırlı büyür.
· Büyüme miktarı ve hızı türlere göre farklılık gösterir.
· Büyümeyi etkileyen faktörler:
Genetik faktörlere,
Çevresel faktörler(Işık,sıcaklık,nem ,yerçekimi ..)
Hormon gibi iç faktörler

Hormonların Bitki Büyümesine Etkisi:
· Hormon Latince hormaein ‘‘ uyarmak’’ ‘‘harekete geçirmek’’ anlamındadır.
· Bitkilerde çeşitli iç ve dış uyarıların etkisi ile belirli organlarda sentezlenirler.
· Sentezlendikleri yerde veya başka bir hedef organa taşınarak orada bulunan özgül reseptörlere
bağlanıp uygun tepkinin verilmesini sağlayan kimyasal maddelerdir.
· Çok az miktarları bile güçlü etki gösterir.
· Bitki gibi çok hücreli organizmaların farklı görevlerine özelleşmiş olan hücreleri arasında iletişimi
sağlar.
· Birçok doku eşgüdümlü hareket eder.
· Bitki hormonlarının en önemli görevi büyümeyi sağlamaktır.
· Büyüme dışında görevleri;
Meyve olgunlaşması
Çiçek açma
Farklılaşma
Yara tamiri
Yaprak dökümü
Bitkisel Hormonlar;
1. Oksin
2. Giberellin
3. Sitokinin
4. Absisik asit
5. Etilen

1.OKSİN:
· Büyümeden sorumlu en önemli hormon.
· Bitkilerin embriyolarında, sürgün uçlarında, genç yapraklarda, genç yapraklarda, meyvelerde üretilir.
· Primer meristemden oluşan hücrelerin çeperlerinde gevşemeyi sağlayıp hücrelerin uzamasını neden
olur.
· Hormon azlığında yapraklar dökülür.
· Fazla salgılandığında büyüme durur.
· Oksin konsantrasyonu belli miktarı aştığında etilen salgılayan hücreleri uyarır.
Etilen gaz halindedir, hücreler arası boşlukta birikir.
Oksijen alamayan hücrelerin metabolizmaları yavaşlar.

Oksinin Etkileri:
Mitoz bölünmeyi hızlandırır.
Hücre uzamasını sağlar.
Yaprak ve meyve dökülmesini geciktirir.
Kambiyum aktivitesini arttırıp ksilem ve floem farklılaşmasını sağlar.
Çekirdeksiz meyve oluşumunu sağlar (Döllenmeden meyve oluşumu)
Boyuna büyümeyi sağlar. Yanal tomurcukların büyümesini engeller.(Apikal dormansi)
Tarımda bazı yabani otların gelişmesi sentetik oksinlerle engellenir.
Gövde ucunda sentezlenen oksin aşağıya doğru tek yönlü taşınır.
Yer çekimin etkisi yoktur.
Bitki filizi ters çevrilse bile oksinin taşıma yönü değişmez.

2.GİBERELLİN:
· İlk Japon bilim adamları Gibbrella fujikurai denilen küf mantarında bulmuşlar.
· Giberellinler ve oksinler bir hormon grubunun genel adıdır.
· Eksikliğinde bitkiler cüce kalır.
· Bonsai’de (Japon bitki yetiştirme sanatı) özel yöntemlerle bitkilerden giberellin uzaklaştırılır.
Bulunduğu yerler:
Bitki embriyolarında
Tomurcuklarında
Genç yapraklarında
Köklerde

Etkileri:
Tohum Dormansisini (Tohumun uyku halinde olması) ortadan kaldırıp çimlenmeyi sağlar.
Hücre çeperinin suya geçirgenliğini artırır. Bu durum çimlenmeyi hızlandırır.
Çiçeklenmeyi teşvik eder.
Meyve oluşumunu sağlar.
Meyve iriliğinde oksinle birlikte etkilidir.
Çekirdeksiz meyve (Partenokarpik meyve) oluşumunda giberellin etkisi daha fazladır.

3.SİTOKİNİN:
· En iyi bilinen sitokinin hormonu kinetindir.
· En fazla kök ucunda sentezlenir.
· Tohum, meyve ve genç yapraklarda da üretilir.
· En önemli görevi hücre bölünmesini hızlandırmak.

Etkileri:
Bitkinin yanal tomurcuk büyümesini teşvik eder.
Yaprakalrın yaşlanmasını önler.
Kloroplast sentezini artırır.
Tomurcuk oluşumunu artırır.
Oksinle birlikte hücre farklılaşmasında etkilidir.
Mineral besinlerin taşınmasını hızlandırır.

Doku kültüründe yüksek oksin; sitokinin oranı kök oluşumu
Düşük oksin; sitokinin oranı sürgün oluşumunu sağlar.
İki hormonun dengede olduğu düzeylerde doku farklılaşması olmaksızın büyüme olur.

Çiçekçiler sitokinin içeren çözeltilerle bitkinin yeşil ve genç görünmesini sağlar.

4.ETİLEN
· Gaz halinde bir hormondur.
· 1910 yılında H.H.Causins kapalı bir odada bulunan portakallardan çıkan bir gazın odadaki muzları
olgunlaştırdığını söylemiştir.
· Tüm bitki organları tarafından üretilir.
· Kuraklık, yaralanma, enfeksiyon ve donma gibi stresler etilen salgısını arttırır.



Etkileri:
Meyvelerin hücre çeperindeki selüloz ve pektin maddelerinin gevşemesine neden olur. Meyve olgunlaşmasını sağlar.Meyve içindeki nişasta moleküllerinin yıkılıp sükroz gibi suda iyi çözünen şekere dönüşmesi ile meyveler sulu ve tatlı bir hal alır.
Yaprak dökülmesi (Yaprak absisyonu) sırasında oksin oranı azalır. Etilen oranı artar. Bu durum yaprak tabanında bir absisyon tabakası oluşmasına neden olur.

(Absisyon tabakası, yaprak sapının dibinde bulunan özel tabakaya denir. Bu tabakayaprağın dökülmesine olanak verir. Absisyon bölgesi; Yaprak sapının dibine yakın bir yerde bulunan ve absisyon tabakasını içeren bölge. Absisyon; Canlı bir bitkinin yaprak, çiçek ve meyvelerinin dökülmesi.)





Etilen hormonu miktarı bitki büyümesinde farklılıklar yaratarak mekanik engellerle karşılaşan bitkinin farklı yöne ilerlemesini sağlar.
(Yeni gelişen bitki fidesi önüne çıkan bir engele temas edince etilen salgılanır. Mekanik strese verilen tepkidir. Gövdede etilen yoğunluğu uzamanın azalmasına neden olur.
Normalde boyca uzama gösteren gövde hücrelerinin enine çeperi gevşer ve bitki gövdesi kalınlaşır. Eğrilen bitkinin hücreleri bitkinin enine uzamayı sürdürdükçe büyüme yatay olarak devam eder. Fidenin uç bölgesi mekanik etkiden uzaklaşınca etilen oranı azalıp büyüme normal düzenine geri döner. Bu olaya üçlü yanıt denmesinin sebebi ; gövdede uzamanın durması, kalınlaşma ve yatay büyüme şekilde gerçekleşmesindendir. Taşlar arasından sıkışmış bir tohumun filizlenerek nasıl sıyrıldığını açıklar)

Bilgi:
Ag+ (Gümüş) iyonları ve yüksek konsantrasyonda CO2 etilenin meyve olgunlaşması gibi birçok etkisini engeller. Meyvelerin depolanması ve uzun süre saklanmasında CO2 ‘nin bu etkisinden faydalanılmaktadır.

5.ABSİSİK ASİT(ABA):
· İletim demeti görülen tüm bitkilerde bulunan hormondur.
· Plastit içeren hücrelerde sentezlenir.
· Hedef hücrelere ksilem ve floem ile taşınır.


Etkileri:
Büyümeyi yavaşlatır.
Yaprakların yaşlanmasına neden olur.
Tohumun çimlenmesini engeller (Dormansi)
Bitkiyi kuraklıktan korur.Su stresinde salgılanma miktarı elli kat artar stomaların kapanmasını sağlar. Su kaybı engellenmiş olur.
BİTKİLERDE HAREKET
· Bitkisel hareket büyümeyle ya da ani turgor değişimiyle sağlanır.
· Büyüme ve hareket birlikte ele alınır.
· Hareketler
1.Tropizma(Yönelim)
2.Nasti (Irganım)

1.Tropizma (Yönelim) Hareketleri:
· Işık, yer çekimi, sıcaklık gibi uyaranların etkisi ile bitkinin kök ve gövde gibi organlarında asimetrik
büyüme gerçekleşir.
· Organların her noktası eşit büyümez. Büyümenin sınırlı olduğu tarafa yönelir.
· Uyaranın geldiği yöne doğru büyüme olursa pozitif tropizma.
Uyaranın geldiği yönün tersine ise negatif tropizma denir.

Tropizma hareketlerinde organların asimetrik büyümesi hormonların eşit dağılmayışından kaynaklanır.
Uyarıcı olan ışık gibi dış faktörler oksin hormonu dağılımını değiştirir.
Tropizma hareketleri uyaranın çeşidine göre isim alır.

Tropizma Çeşitleri:
Fototropizma
Geotropizma
Hidrotropizma
Kemotropizma
Haptotropizma (Tigmotropizma)
Travmatropizma

Fototropizma:
Işık etkisiyle olan yönelim hareketi.
Gövde pozitif fototropizma gösterir.
Kökler negatif fototropizma gösterir.
(Fototropizma ilgili ilk deneyler Charles Darwin ve oğlu Francis Darwin tarafından çimen koleoptiller ile yapılmış.)






Darwinlerin deney sonuçları:
Koleoptillerin ışığa olan duyarlılığı gövdeden değil bitkinin uç kısmından kaynaklanır.
Bitkide kıvrılma bitki ucundan belirli bir uzaklıkta gerçekleşir.
Çimenlerin uç kısmından kıvrılmanın olduğu bölgeye bazı sinyaller gitmektedir.

Peter Boysen – Jensen deney sonuçları:
1913 de Darwinlerin ileri sürdüğü koleoptillerin ucundan gönderilen sinyallerin alt kısımlarda kıvrılmaya neden olduğu fikrini test etmişler. Bu sinyallerin bir kimyasal maddeden kaynaklandığını göstermişler.
Uç tarafı kesmişler, iki kesik uç arasına kimyasal geçişe izin veren jelatin blok koymuşlar.
Bitkinin ışığa yöneldiğini görmüşler.
Kesik uçlar arasına kimyasalları geçirmeyen mika konulduğunda yönelim olmamış.

F.W Wentin deney sonuçları:
Peter Boysen – Jensen’den sonra Went koleoptilin ucundaki kimyasalın agar bloğu geçmesini sağlayıp, ucun işlevini gerçekleştirebileceğini göstermiştir.
Went, agar bloğa geçen kimyasal maddeye oksin ( auxein= artmak) adını vermiş.




Geotropizma (Gravitropizma)
· Saksı bitkisi yatay olarak konumlandırılırsa gövde yukarı doğru, kök aşağıya doğru kıvrılarak büyür.
· Yer çekimine verilen bu tepkiye denir.
· Kök genelde pozitif geotropizma
   Gövde negatif geotropizma

· Etkin rol alan kimyasak oksin hormonudur.




Hidrotropizma
· Topraktaki su veya nem, kök için uyarıcı etki yapar.
· Kökün suya doğru yönelmesine neden olur.

· Pozitif hidrotropizma





Kemotropizma:
· Bitki köklerinin kimyasal uyarılara gösterdiği yönelim hareketidir.
· Kökler uygun mineralin bulunduğu toprak çözeltisine doğru pozitif kemotropizma gösterir.
   Zararlı içerik bulunan toprak ortamında ters tarafa yönelim negatif kemotropizma yapar.





Haptotropizma (Tigmotropizma)
· Yunanca thigmao dokunma anlamıdadır.
· Sarılıcı bitkiler değişime uğramış yaprakları ile herhangi bir desteğe sarılır. Pozitif tigmotropizma.
· Desteğe temasta bitkide oksin hormonunun homojen dağılımı bozulur.
· Temas eden noktada büyüme hızı düşüktür.
· Asimetrik büyüme sarılmayı sağlar.




Travmatropizma:
· Bitki organlarında yara alınan bölgede travmatin salgısı ile bu bölgedeki büyüme durur.
· Yaralanan bölgenin tersine büyüme devam eder.
· Yara tarafının tersine yönelmesi negatif travmatropizma denir.
· Daima negatiftir.

· Yara bölgesi bol suyla yıkanırsa yönelim engellenir.





2.Nasti (Irganım) Hareketleri:
· Bir uyarıcının (ışık, sıcaklık,temas v.b) etkisi ile bitkilerde ani turgor basıncı değişimi sonucu ortaya
çıkan hareketler.
· Genellikle büyümeyle ilgili değil.
· Tropizma gibi kalıcı etkiler bırakmaz.
· Nasti hareketi uyaranın yönüne bağlı değildir.
· Pozitif ve negatif hareket tanımları bulunmaz.
· Oldukça hızlı gerçekleşir.
· Uyaranın çeşidine göre isimlendirilir.

Çeşitleri:
Fotonasti
Termonasti
Sismonasti (Tigmonasti)

Fotonasti
· Işık etkisi ile gerçekleşen hareketler.
Örnek:
Akşam sefası bitkisinde çiçekler aydınlık ortamda kapalı, karanlık ortamda açık.
Gündüz akşam sefası çiçeğinde örtü yapraklarının dış kısmındaki hücrelerde turgor basıncı artarken yaprağın iç kısmında bulunan hücrelerin turgor basıncı azılır. Çiçek kapanır.
Akşamise iç kısmın hücrelerinde turgor basıncı artar, basınç dengelenir. Çiçekler açılır.






Termonasti:
· Sıcaklık etkisi ile oluşur.
Örnek:
Lalelerin çiçeklerindeki taç yapraklar ortam sıcaklığı 15-20 oC de açık 5-10 oC de kapalıdır.







Sismonasti (Tigmonasti):
· Dokunma ya da sarsıntıya bağlı gerçekleşen nasti hareketleridir.
Örnek:
Küstüm otu bitkisinin yapraklarına dokunulduğunda sarsıntının etkisi ile yaprakların taban kısımlarında asimetrik turgor değişimi olur. Yaprakçıklar birbirine doğru kapanır. Etki devam etmezse yaprakçıklar eski haline döner.
Böcek kapan bitkisinde kapan şeklindeki yaprakların böcekleri yakalaması.

FOTOPERİYODİZM:
· Ekvator bölgesinde gece ve gündüz birbirine eşittir. Yıl boyunca değişmez.
· Ekvatordan kutuplara gidildikçe belirginleşen mevsimsel geçişler başlar.
· Yaz günlerinde ışık alma süresi artar. Kışın kısalır.
· Bitkilerin bir günde ışık ve karanlığa maruz kaldığı süre fotoperiyotdenir.
· Çiçeklenme gibi bazı fizyolojik olayların ortaya çıkmasına neden olur.
· Bir bitkinin 24 saat içeren bir gün içerisinde ışık ve karanlıkta kalma sürelerinin uzunluğuna göre vermiş olduğu fizyolojik tepki fotoperiyodizm olarak adlandırılır.
Bitkiler fotoperiyodik tepkilerine göre üç şekilde sınıflandırılır.
1.Uzun Gün Bitkileri
2.Kısa Gün Bitkileri
3.Nötr Gün Bitkileri

1.Uzun Gün Bitkileri
Çiçeklenebilmeleri 24 saatte bir belirli bir süreyi aştığında gerçekleşir.
Buna kritik gün uzunluğu denir.
Kritik gün uzunluğunun mutlak değeri bitki türleri arasında değişiklik gösterir.
Uzun gün bitkilerinin çiçeklenebilmesi için 12 saatten daha fazla ışığa maruz kalması gerekir.
Araştırmacılar uzun gün bitkilerinin aslında kısa gece bitkileri olduğunu, çimlenmeyi belirleyen ana etkenin karanlıkta kalma süresi olduğu sonucuna varmışlar.
Bahar aylarında ve yaz aylarında çiçeklenir.
Arpa, yulaf, buğday, yonca ve ıspanak gibi bitkiler uzun gün bitkileridir.




2.Kısa Gün Bitkileri
Gün uzunluğu yalnızca kritik bir değerden daha kısa olduğunda çiçeklenen bitkilerdir.
Çiğdem, sütleğen, patates gibi bitkiler.
Günlerin kısalıp, karanlık periyodun arttığı sonbahar ve kış aylarında çiçeklenirler.
Kısa gün bitkileri aslında uzun gece bitkileridir.
Çiçeklenebilecekleri uzun gece periyodu ışık flaşı ile bir süreliğine bölünürse çiçeklenemezler.
Normalde çiçeklenmek için uygun olan karanlık periyodun kesintiye uğraması nedeniyle çiçeklenemez.
Çimlenmek için karanlığın sürekliliğine ihtiyaç duyarlar.
Gündüz periyodun kısa bir karanlıkla kesintiye uğratılması çiçeklenmeyi etkilememekte.

3.Nötr Gün Bitkileri
Gün uzunluğuna duyarsızlar.
Gün uzunluğunun uzun yada kısa olmasının çimlenmeye etkisi yok.

Fasulye, domates, pamuk ve ay çekirdeği 



BİTKİLERDE MADDE TAŞINMASI
· Bitkiler yaşayabilmek için havadan CO2, topraktan su ve mineral alır.
· CO2 gaz olduğu içine genellikle toprak üstü organlar tarafından alınır.
· Su ve mineral kök emici tüyleri ile topraktan alınır.
· Toprağın özellikleri; mineral değeri ve su tutma kapasitesi önemlidir.
· Kök emici tüylerinin su ve mineralleri alabilmesi için her zaman topraktan daha yüksek osmatik
basınca sahip olmalı.
· Emci tüyler toprak parçalarının aralarına uzanarak kökün yüzey alanını genişletir.
· Havadan ve topraktan alınan elementlerin bazıları yaşam için mutlaka gereklidir. Bunlara elzem
element denir.
Makro elementler : Bitkilerin elzem elementlerden fazla miktarda ihtiyaç duyduklarına denir.
Karbon (C), oksijen (O), hidrojen (H), azot (N), fosfor (P), kükürt (S), potasyum(K),magnezyum (Mg), kalsiyum (Ca), silisyum (S)
Mikroro element: Mutlaka gerekli olmasına rağmen daha az miktarda ihtiyaç duyduklarına denir.
Klor (Cl), demir (Fe), bor(B), mangan (Mn), sodyum (Na), çinko(Zn), bakır(Cu), nikel(N), molibden(Mo)

· Makro elementlerde C,H,O,N,P,S organik moleküllerin ana bileşenidir ve yaşam elementleri denir.
C,H,O havadan ve sudan karşılanır. Diğerleri toprak çözeltisinde iyon olarak bulunur ve emici tüylerle alınır.
Liebig yasasına göre: Toprakta bu iyonların yeterli miktarda olması gerekir. Gelişme için zorunlu olan elzem elementlerden her hangi birinin yetersiz olması diğerleri ne kadar yeterli olursa olsun bitki büyümesini sınırlar. Miktarı az olan büyümeyi belirler.Bu kurala minimum kuralı denir.

· Toprak çözeltisinde bulunan mineraller doğal ekosistemler içinde dengeli bir döngü halindedir.
Tarım arazisinde her hasat dönemi topraktan mineral kaybı olur. Bu minerallerin yeri doldurulamazsa
tarım sürdürülemez. Bunun için toprakta ihtiyaç duyulan kimyasal elementleri sağlamak için toprağa gübre ilave edilir. Gübreler, sentetik veya canlı kalıntılarından oluşabilir.
Doğal koşullarda oluşan gübreler organik gübre.
Sentetik gübredeki mineraller doğrudan bitki kökleriyle alınır.
Organik gübreler mineraller organik bileşiklere bağlı olduğundan önce saprofitler tarafından ayrıştırılması gerekir. Mineraller toprağa yavaş yavaş verilir.




Bitkilerin Madde Alımına Yönelik Adaptasyonları:
Nodüller:
· Atmosferde %78 oranında azot gazı bulunur fakat bitkiler doğrudan kullanamaz.
· Atmosferdeki azotun, topraktaki azot bileşiklerinden olan amonyum (NH4+) ya da nitrat (NO3-) a
dönüşmesi gerekir.
· Bu işlem karasal ekosistemde toprakta yaşayan bakteriler tarafından su ekosisteminde ise
siyanobakteriler tarafından gerçekleştirilir.
· Fasulye, yonca gibi baklagiller azotu farklı yolla alır. Rhizobium bakterileri ile simbiyotik yaşam
kurmuşlardır. Bu bakteriler atmosferdeki azot gazını özel enzimleriyle bağlar, bitkinin kullanacağı forma dönüştürür.

· Rhizobium bakterileri baklagillerin köklerinde nodül denilen yumrularda yaşar.




Mikorizalar:
· Birçok bitki köklerinin kökleri özel bazı mantar türleri ile karşılıklı yarara dayanan ilişki kurmuştur.
· Mantarların hif denilen ince tüp şeklindeki hücreleri, bitki köklerini sararak kökün yüzey alanını
genişletir. Bitkinin daha fazla su ve minerallerden faydalanmasını sağlar. Bitki ise heterotrof özellikteki mantara besin sağlar.
‘‘Miko’’ Yunancada mantar, ‘‘riza’’ kök anlamına gelir. Karşılıklı yarar ilişkisine dayanan bu birlikteliğe mikoriza (mantar kökleri) denir.

· Çoğu bitkide mikoriza mantarı bulunur.
Çift çeneklilerin %83’ü, tek çeneklilerin %79’u, açık tohumluların tamamı bu tür birlikler oluşturur.
Su bitkilerinde mikoriza oluşumu gözlenmez.




Bitkilerde Su ve Minerallerin Taşınması:
· İki aşamada gerçekleşir.
· Birinci aşama yanal taşıma.
· Yanal taşımada toprak partikülleri arasında emici tüyler tarafından alınan su ve mineraller odun
borularına ulaştırılır.
· İkinci aşamada odun borularına alınan su ve mineraller gövde ve yapraklara dikey olarak taşınır.

1.Suyun Topraktan Emilimi:
· Su ve mineraller emici tüylerle alınır.
Daha sonra kökteki korteks tabakasından merkezi silindire ulaştırılır.
Merkezi silindire sınırlayan endodermis hücrelerinden merkezi silindirdeki odun borularına iletirler.
· Emici tüylerle topraktan alınan su ve minerallerin bir kısmı hücre çeperi ve hücreler arası alanlardan
geçerek endodermise ulaşır. Bu yola apoplastik yol denir.
· Su ve minerallerin bir kısmı ise birbirine komşu hücrelerin plazmodezma denilen sitoplazma
bağlantılarından geçerek taşınır.
Plazmodezmalar su ve minerallerin dışında büyük moleküllerin de geçebileceği sitoplazmik köprülerdir. Bu yola simplastik yol denir.
· Emici tüylerden endodermise kadar korteks bölgesini bu iki yolla geçen su ve mineraller, endodermis
tabakasında tek bir geçiş yoluyla merkezi silindire silindire girer. Endodermis hücreleri süberinden yapılı bir şerit ile birbirlerine sıkıca bağlanmıştır. Bu şerit, apoplastik yoldan geçişe izin vermediğinden su ve mineraller endodermis hücrelerinde simplastik yola alınır. Daha sonra merkezi silindir içindeki odun borularına iletirler.

Bilgi:
Emici tüylerde su ozmozla alınırken mineraller genellikle aktif taşıma ile alınır.




2.Suyun Gövde ve Yapraklarda Taşınması:
· Su ve mineraller kökte merkezi silindir içine alındıktan sonra ksilem boruları ile yukarı taşınır.
· Ksilem (Odun) borularında suyun taşınması için iki seçenek vardır.
Su kökten yapraklara doğru iletilir.
Ya da yapraklardan çekilmelidir.
Taşıma işinde iki yolda kullanılır.
· Taşıma işi tek yönlü olarak gerçekleşir.
Kök basıncı itici kuvvet.
Terleme – çekim kuvveti yapraklardan uygulanan çekme kuvveti.
Odun borularının kılcallığı bu iki kuvvetin etkisini kolaylaştırır.
Ayrıca suyun kohezyon ve adhezyon özellikleri taşımaya yardımcıdır.

Kılcallık:
Farklı iki molekülün birbirine uyguladığı çekim kuvvetine adhezyon denir.
Odun borularının duvarları su molekillerine adhezyon kuvveti uygular.
Bu şekilde su yerçekimine yenik düşmez.
Aynı anda su molekülleri hidrojen bağları ile birbirini çeker.(Kohezyon kuvveti)
Bu kuvvetlerle su molekülleri aralarında boşluk olmaksızın sütun olarak yukarı taşınır.
Çapları dar olan odun boruları suyun yükselmesini sağlar.
Bu özelliğe kılcallık denir.
Suyun yapraklara taşınabilmesi için kök basıncı ve terleme- çekim kuvveti denilen iki ana kuvvete ihtiyaç duyar.

Kök Basıncı:
· Kökte merkezi silindir içinde su potansiyeli düşüktür.
· Sebep topraktan alına  mineraller merkezi silindir içinde toplanır.
· Merkezi silindiri kuşatan endodermis hücreleri minerallerin korteks bölgesine sızmasını engeller.
· Sonuçta emici tüylerle alınan su korteks bölgesinden ozmatik değerin yüksek olduğu merkezi
silindire doğru akar.
Bu sırada oluşan basınç etkisi ile ksilem öz suyu yukarıya doğru itilir.
Bu itme kuvvetine kök basıncı denir.
Kök basıncı çoğu bitkide suyun yapraklara taşınması içine yeterli değildir.
Kök basıncı çimlerde, otsu çift çenekli bitkilerin çoğunda gutasyon olayına neden olur.
(Geceleri nem oranı fazla olduğu için terleme azalır. Kökten alınan su ve mineraller kök basıncı ile hidatot denilen yapılardan damlama şeklinde dışarı atılır.)

Terleme – Çekim Kuvveti:
· Topraktan alınan su bitkilerin yapraklarındaki stomalardan gün boyu gaz olarak dışarı çıkar.
· Yapraklardan su buharı çıkışına transpirasyon (terleme) denir.
· Bu olay bitkide suyun taşınmasına neden olan çekici bir kuvvet oluşturur.
· Yaprağın mezofil hücrelerinde fotosentez ve terlemeyle kaybedilen su ozmatik basınç artışına neden
olur.
· Yaprak hücrelerinin suyu olan isteği artar.
·  Yaprakta çekme kuvveti oluşur.
· Çekme kuvveti etkisiyle odun borularının içindeki su sütun halinde yukarıya vakumlanır.
· Terleme – çekim kuvveti suyu yukarı çıkaran en önemli kuvvettir.
· Suyun adhezyon ve kohezyon özelliği de çıkışta etkilidir.




Bitkilerde Terlemenin Kontrolü:
· Stomalarla sağlanır.
· Yapraklar gün boyunca  terleme sürecinde ağırlıklarının iki katına yakın su kaybeder.
· Kaybedilen su yerine koyulmazsa yapraklar solar.
· Yapraktaki suyun büyük kısmı terleme ile kaybedilir bir kısmı fotosentezle ürün elde etmede
kullanılır.
· Terleme en çok stomalarda gerçekleşir.
· Stomalar epidermisten farklılaşmış iki adet bekçi (kilit) hücrelerinden oluşur.
· Epdermisten farklılaşmalarına rağmen farklı olarak kloroplast taşır.
· Yan yana bulunan iki bekçi hücrenin birbirine dönük olan yüzeylerindeki çeperler kalınlaşmıştır. Dış
çeperler incedir.

· Stomalar terlemenin dışında gündüzleri CO2’nin alınmasını, kloroplastta oluşan O2 ‘nin dışarı
verilmesini sağlar.
· Geceleri O2 alıp, gece solunum sonucu oluşan CO2 dışarı verilir.




Stomaların Açılıp Kapanma Mekanizması
· Genellikle gündüzleri açık geceleri kapalıdır.
· Stomalardaki bekçi hücrelerdeki açılıp kapanma özelliği hücrelerin su alıp turgor basıncını artırma,
su kaybedip turgor basıncını azaltma prensibine dayanır.
· Bu prensip için iki fikir vardır.

1.Fikir
Gündüzleri fotosentez nedeniyle stomalarda CO2tüketilir.
CO2 azalınca ortam pH’si 7’ye çıkar.
Bu durum bekçi hücrelerinde nişasta moleküllerini glikoza dönüştüren enzimi aktifleştirir.
Glikoz artışı ozmatik basıncı arttırır.
Bekçi hücreleri komşu epidermis hücrelerinden su çeker.
Turgor basıncı artar.
Stomalar açılır.

Karanlıkta fotosentez gerçekleşmediğinden solunuma bağlı olarak bekçi hücrelerinde CO2 konsantrasyonu artar.
pH 4’e düşer.
Bu durumda glikozu nişastaya dönüştüren enzim aktifleşir.
Nişasta suda çözünmez, bekçi hücrelerde ozmatik basınç azalır.
Bekçi hücrelerden komşu epidermis hücrelerine su geçer.
Turgor basıncı azalınca bekçi hücreler kapanır.



2.Fikir
Bekçi hücreleri gündüz ışıktan aldıkları uyarı ile komşu hücrelerden K+ iyonu alır.
Aktif taşıma ile bekçi hücrelerine pompalanan K+ ozmatik basıncı arttırır.
Bu nedenle komşu hücrelerden bekçi hücrelerine su geçişi olur.
Bekçi hücrelerinde turgor basıncı artar ve stomalar açılır.

Geceleri tersi gerçekleşir.
K+ iyonları bekçi hücrelerinin dışına pompalanır.
Bekçi hücrelerinde ozmatik basıncın azalmasına bağlı olarak su, komşu hücrelere geçer.
Turgor basıncı düşer.
Stomalar kapanır.




Bitkilerde Fotosentez Ürünlerinin Taşınması:
· Damarlı bitkilerde fotosentez sonucunda oluşan organik ürünler soymuk borularında taşınır.
· Soymuk borularında taşıma çift yönlüdür.
· Taşıma hızı yavaş.
· Floem öz suyunda glikoz sükroz gibi karbonhidratlar, mineraller, amino asitler ve hormonlar taşınır.
· Taşınacak olan organik maddelerin çıktığı hücrelere kaynak hücre denir. Fotosentezin yapıldığı
yaprakalar.
· Taşınması hedeflenen hücreler havuz hücre adı verilir. Depo kökleri gibi organlar.
· Mevsim değişikliği ya da başka koşullarda kaynak havuza, havuz kaynağa dönüşebilir.
· Bu sırada her havuz kendine en yakın kaynaktan organik besin alır.
· Floemde organik besinlerin taşınması basınç akış teorisi ile açıklanır.

Basınç- Akış Teorisi:
· Soymuk borularında organik madde taşınmasında öncelikle kalburlu borulara yanal olarak iletilmesi
gerekir.
· Bu iletim floem parankiması ve arkadaş hücrelerinin yardımıyla gerçekleşir.

Kaynak hücreden glikoz, sükroz gibi şekerler plazmodezmalar aracılığı ile  arkadaş hücrelere iletilir.
Enerji harcanarak kalburlu borulara şekerler yüklenir. Ozmatik basınç artar.
Floeme komşu odun borularından su ozmozla kalburlu borulara geçer.

Kalburlu borularda oluşan hidrostatik basınç ile floem öz suyunun kalburlu boruların bir hücresinden diğer bir hücresine geçmesi sağlanır.
Havuz hücrelere ulaştığında kalburlu borulardaki şeker pasif ve aktif yollarla havuz hücrelere yanal olarak iletilir.
Kalburlu borularda şeker derişimi azalır, ozmatik basınç düşer. Su kalburlu borulardan yeniden odun borularına döner.
Havuz hücrelerinde şekerler ya doğrudan kullanılır ya da suda çözünmeyen nişasta gibi büyük moleküllere dönüşür.
Bu nedenle havuz hücrelerinin şeker konsantrasyonu kalburlu borulara oranla düşüktür.






BİTKİLERDE EŞEYLİ ÜREME:
· Çiçekli bitkilerde üreme organı çiçektir.
· Tozlaşma, döllenme, tohum  ve meyve oluşumu çiçeklerde gerçekleşir.
· Çiçek, tohum ve meyve generatif organlardır.

Çiçek yapısı:
· Dıştan içe doğru
Çanak yapraklar.
Taç yapraklar
Erkek organlar
Dişi organ


Bu kısımların tamamını bulunduranlara  tam çiçek
Dört organdan bir ya da fazlasını bulundurmayan çiçeklere eksik çiçek denir.

Her iki üreme organı da bulunanlar iki eşeyli çiçeklerdir.
Tek bir eşey organı bulunduranlar eksik çiçeklidir. Dişi çiçek ve erkek çiçek olarak adlandırılır.
Monoik (Tek evcikli)
Mısır gibi bitkiler tek birey üzerinde  hem erkek hem dişi çiçek taşır.

Dioik (İki evcikli)
Hurma gibi bitkilerde erkek ve dişi çiçek farklı bireyler üzerinde




Tam Çiçeğin Kısımları:
Çanak Yapraklar:
En dışta bulunur.
Genellikle yeşil renkli.

Taç Yapraklar
Tozlaşmaya yardımcı
Çanak yaprak içinde yer alır
Renkleri ile böcekleri çeker

Erkek Organ (Stamen):
Başçık (anter), sapçık (flament)olarak iki kısımdır.
Başçı kısmında polen keseleri bulunur.(Polen üretimi)
Sapçık başçığa madde taşıyan iletim demetlerinin bulunduğu ipliksi yapıdır.

Dişi Organ (Karpel):
Çiçeğin ortasındadır.
Üç kısımdan oluşur.
   Tepecik (stigma)
   Dişicik borusu (stilus)
   Yumurtalık (ovaryum)

Yumurtalığın içinde bir ya da daha fazla tohum taslağı bulunur.
Dişicik borusu yumurtalığın üzerinde polen içeriğinin tohum taslağına ulaşmasını sağlar.
Tepecik, dişicik organının en üst kısmındadır. Polenlerin tutunabileceği zemin oluşturur.
Dişi ve erkek organlar taç ve çanak yapraklar tarafından kuşatılarak koruma altına alınır.




Üreme Hücrelerinin Oluşumu:
Hayvanlardaki oogenez ve spermatogenezden farklıdır.
Hayvanlarda doğrudan mayoz bölünme ile oluşur.
Bitkilerde mayoz geçirmiş hücreler gamet olabilmek için ardışık olarak birkaç kez mitoz bölünme geçirir. Bu periyot haploit gelişim evresidir.

Erkek Üreme Hücrelerinin Oluşumu:
Başçık kısmı dört parçalı polen keselerini taşır.
Keselerin içinde çok sayıda 2n kromozomlu polen ana hücresi ( mikrospor ana hücresi) bulunur.
Hücrelerin her biri mayoz bölünme geçirir.
Dört tane haploit kromozomlu mikrospor oluşturur.
Her bir mikrospor bir mitoz geçirip bir vejetatif (tüp hücresi) ve bir generatif (doğurucu) hücrelerden oluşan polenler meydana gelir.
Polenlerin dış yüzü bitki türüne göre farklı özellik gösteren çeperle kaplıdır.





Dişi Üreme Hücrelerinin Oluşumu:
Yumurtalığın içinde bir ya da daha çok tohum taslağı bulunur.
Her tohum taslağının içinde 2n (diploit) kromozomlu megaspor ana hücresi yer alır.
Bu hücre mayoz bölünme ile dört tane haploit (n) kromozomlu megaspor hücreleri oluşur.
Megasporların genellikle 3’ü eriyerek yok olur.
Kalan bir tanesi büyümeye devam eder. Haploit olan çekirdek üç mitoz bölünme geçirir.
Üç mitoz bölünme geçirerek sekiz çekirdekli embriyo kesesini oluşturur.
Kesenin bir kutbuna yerleşen 3 çekirdek antipot çekirdekler denir.
Diğer kutuptaki 3 çekirdekten ortadaki yumurta hücresini oluşturur.
İki yanında olanlar sinerjit çekirdekler yer alır.
Kalan iki çekirdek embriyo kesesinin ortasında yerleşir polar çekirdek adını alır.






Tozlaşma ve Döllenme:
Çiçekli bitkilerin erkek organlarındaki polen keselerinin olgunlaşıp patlamasıyla polenler açığa çıkar.
Polenlerin su,rüzgar ya da böcekler gibi etkenlerle dişi organın tepeciğine taşınmasına tozlaşma (polinasyon) denir.
Buğdaygiller ve birçok ağaç rüzgarı kullanır.
Bu bitkilerin polen tanelerinin sayısının çok olması ve polenlerin kuru olması tozlaşmayı artırıcı adaptasyonlardır.
Bazı bitkilerde tozlaştırıcı etken sudur. Su ile taşınan polenlerde hava boşlukları bulunur.
Suyun içinde tozlaşmayı kolaylaştırır.
Çoğu çiçekli bitki arı, sinek güve gibi böcekler ya da kuş, yarasa gibi omurgalı hayvanların yardımıyla tozlaşır.
Bu bitkilerde taç yaprakları ve çiçekleri renklidir.
Ürettikleri bal özü gibi maddelerle hayvanları kendilerine çekerler.

Tozlaşma iki şekilde gerçekleşir.
· Bitkinin dişi organının tepeciğine kendi erkek organlarından gelen polenlerin ulaşmasıyla
gerçekleşen tozlaşma kendi kendine tozlaşmadır.
Genetik çeşitlilik düşüktür. Kötü genlerin yeni nesillerde ortaya çıkma olasılığı yüksektir.
Bu nedenle birçok bitki  kendi kendine tozlaşmayı önleyen uyumlar geliştirmiştir.

· Bitkinin dişi organının tepeciğine kendinden farklı bir bireyin erkek organından gelen polenlerin
ulaşmasıyla gerçekleşen tozlaşmaya çapraz tozlaşma denir. Genetik çeşitlilik artar.


Tozlaşma sonrasında bitkinin tepeciğine ulaşan polen nemli ve yapışkan olan tepeciğin üzerinde çimlenir.
Polen içindeki tüp hücresi dişicik borusu içine doğru uzanarak polen tüpünü meydana getirir.
Tüpün içine alınan generatif hücre ise tüp boyunca ilerlerken bir kez mitoz geçirerek haploit kromozomlu iki spermoluşturur.
Polen tüpünün ucu embriyo kesesine ulaşır. Buradaki mikropil açıklığına temas ettiğinde ucu açılarak spermleri embriyo kesesine aktarır.
Embriyo kesesinin içine alınan spermler burada çift döllenme gerçekleşir.
Çift döllenmede spermlerden bir tanesi yumurta ile birleşir zigotu oluşturur.
Diğer sperm iki polar çekirdekle birleşerek triploit endosperm denilen besin dokusunun hücrelerini oluşturur.




Tohum Oluşumu:
· Çiçekli bitkide embriyo kesesinde çift döllenme gerçekleştikten sonra oluşan embriyo ve endosperm
(besin doku) tohum kabuğu ile sarılır. Bu yapıya tohum denir.
Tohum dıştan içe üç kısımdan oluşur.
Tohum Kabuğu (Testa)
Endosperm (Besin dokusu)
Embriyo

Tohum Kabuğu (Testa):
Tohum olgunlaşırken tohum taslağının dış çeperinde lignin ve süberin birikerek sertleşir kabuğu oluşturur.
Embriyoyu olumsuz koşullardan korur.

Endosperm (Besin Dokusu):
3n kromozomlu yapı embriyoyu sararak embriyonun uyku halinde ve çimlenme sırasında ihtiyaç duyduğu besini karşılar.
Endospermdeki besin embriyoda bulunan çenek yaprakları tarafından emilir.
Barbunya ve fasulye gibi çift çeneklilerde endospermdeki besinin tamamı çeneklere alındığından olgun tohumlarında endosperm görülmez.
Mısır gibi tek çenekli olan birçok bitkide emilen besin miktarı azalır.
Bu nedenle olgun mısır tohumunda endosperm belirgindir.

Embriyo:
Zigotun mitoz bölünme geçirmesiyle embriyo oluşur.
Embriyonun yanlarında tümsek şekline bir ya da iki tane çenek (tohum yaprağı) bulunur.
Çenekle, tohum gelişmesi sırasında endospermdeki besinleri emer.
Çimlenme sırasında bu besinler embriyoya verilir.
Embriyonun yapısında ayrıca meristem özellikte embriyonik kök (radikula) ve embriyonik gövde (plumula) bulunur.






Meyve Oluşumu:
Kapalı tohumlu bitkilerde döllenme gerçekleştikten sonra çiçeğin yumurtalık kısmı içinde oluşan
tohumlarla birlikte meyveye dönüşür.
Meyveler tohumları çevresel etkenlerden zarar görmesini ve mikrobiyal hastalıklardan korur.
Tohumların yayılmasını sağlar.

Meyvelerin geliştiği çiçek kısımlarına göre sınıflandırılır.
Hakiki (Gerçek) Meyve:
Meyve yalnızca çiçeğin yumurtalık kısmından gelişmiş.
Şeftali, badem…v.b
Yalancı Meyve:
Yumurtalığın dışında çiçek sapı, çanak yapraklar gibi başka kısımlarda meyve oluşumuna katılırsa olur.
Elma, çilek…v.b

Meyveler kendilerini oluşturan yumurtalık sayısı ve köklerine göre de sınıflandırılabilir.
Basit Meyveler:
Tek bir yumurtalıktan oluşur.
Elma tek bir yumurtalıktan oluştuğundan basit, çiçek sapı da katıldığı için yalancı.

Küme (Agregat) Meyve:
Çiçeğin içinde bulunan çok sayıda yumurtalık birleşerek meyveyi oluşturuyorsa küme meyve denir.
Çilek aynı çiçeğin içindeki çok sayıda yumurtalıktan geliştiği için küme meyvedir.
Çanak yapraklarda meyve yapısına katıldığı için yalancı meyvedir.

Bileşik Meyve:
Çok sayıda çiçeğin yumurtalıkları birleşerek meyveyi oluşturur.
Dut ve ananas çok sayıda çiçeğin birleşmesiyle oluşur.





Tohum Çimlenmesi:
· Döllenmeden sonra meyveler aracılığı ile çevreye yayılan olgun tohumların içindeki su oranı çok
düşüktür.
· Metabolizma hızının düşük, büyüme ve gelişmenin olmadığı döneme dormansi (uyku) denir.
· Dormanside tohumun çimlendirileceği bir ortam bulunabilmesi, ana bitkiden uzaklaşması için gerekli
sürenin verilmesi ve bu sırada endospermdeki besinin hızlı tüketilmesinin engellenmesi gibi avantajları vardır.
· Uygun koşullarda tohum su alıp şişerek tohum kabuğunu çatlatır.
· Dormansinin kırıldığı embriyonun büyüyerek genç bitkiyi oluşturduğu sürece çimlenme denir.
Dormansinin sona ermesi için gerekli koşullar bitki türleri arasında farklılıklar gösterir.
Tohumların uyku dönemlerinde canlılıklarını koruyabilme süreleri de türlere göre değişir.
Bazı bitkilerin tohumları ana bitkiden ayrıldıktan sonra birkaç gün içinde çimlenmezse ölür.
Bazı türlerin tohumları yıllarca dormanside kaldıkları halde canlı kalır.
· Tohumlar dormansiyi kırıp çimlenebilmek için ihtiyaç duydukları;
Yeterli oksijen
Uygun sıcaklık
Su



Çimlenme sırasında gerçekleşen olaylar:
· Tohum su alıp şişer, tohum kabuğu çatlar.
· Embriyoda giberellin hormonu üretilir.
· Absisik asit hormonunun etkisi azalır.
· Giberellin hormonu tohum kabuğunun iç tarafında yer alan hücrelerde amilaz enziminin sentezini
uyarır.
· Bu enzim besin dokularındaki nişastayı hidroliz ederek glikoza dönüştürür.
· Embriyonun ihtiyacı olan enerji bu glikozlardan sağlanır.

Çimlenme sırasında embriyonun büyüklüğü, metabolizma hızı, hacmi artar.
Besin dokuları küçülür ve kuru ağırlığı azalır.
Kuru ağırlıktaki azalma çimlenmenin bitişine kadar devam eder.
Fotosentez başladığında çimlenme biter. Kuru ağırlık artışı başlar.
Çimlenme sırasında ilk önce embriyonik kök toprak içine doğru uzar. Su  ve mineral alınmasını sağlar.
Bitki türlerinin çimlenmelerinde bazı farklılıklar vardır.
Fasulye gibi bazı çift çeneklilerde çimlenme sırasında çenekler toprak üzerine çıkarılır.

Mısır gibi tek çeneklilerde çimlenme sırasında kök ve sürgünü çevreleyen koleoptil aynı anda büyür. Çenek toprak altında kalır.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder